Sanat, Piyasa ve Küreselleşme – Mehmet Lütfi Şen

Dirlik Vadisi Buluşmaları’nın üçüncü oturumuna 28 Mart 2020 tarihinde Küratör Mehmet Lütfi Şen konuk oldu. Moderatörlüğünü Mehmet Doğrukök’ün yapmış olduğu buluşmada, sanat ve imkanları, piyasa ve küreselleşme konuları da gözetilerek ele alındı. Konuşmada öne çıkan değerlendirmeler özet olarak aşağıda sunulmuştur.

Sanat ve Sanat Eseri

“Sanat nedir?”in doğrudan bir cevabı yoktur. Bir şeyin sanat olduğuna işaret eden bazı işaretler var: Birincisi sanat olarak sunulan; eserin daha önce görmediğimiz/duymadığımız bir şey olması. Sanat eseri biricik olmalı, yeni olmalı, daha önce bizde karşılığı olmayan, bizim ezberimizi bozan bir niteliği olmalı. Ayrıca sanat eseri insanın doğup yaşadığı iklimden, kültürden, zamanın ritminden hareketle ortaya çıktığı için de doğal olarak bir kökeni olacaktır.

Modern Sanat – Geleneksel Sanat Ayrımı

Modern sanat, geleneksel sanat ayrımı anlamsız. Bir şey ya sanattır ya da değildir. Bir şey benim için sanat olabilir, senin için olmayabilir. Sanatla kurulan ilişki biricik ilişkidir. Geleneksel sanatları bir zoka olarak nitelendirebiliriz. İstanbul’da zirveye ulaşmış olan kimi sanatları “geleneksel sanat” olarak bir çerçeve içine almışız. Ama şiir-resim geleneksel sanat değil mi? Sanatlar disipliner olarak, yapı malzemesine göre, işleyişe göre ayrılabilir, kategorize edilebilir… Ama geleneksel sanat – geleneksel olmayan ayrımı anlamsız. Bu kategorizasyon birçok sanat eseri olmayan ürünü sanat olarak öne sürme imkanı sunuyor. Mesela Ebru bir zanaat ve renkli baskının olmadığı bir dönemde kağıdı renkli bir hale getirmeye imkan sağlıyor. Ancak Ebru kendi başına bir sanat değil, bir tarzdır, bir kaplama tarzıdır. Ebru sanatla buluşabilir, bir sanatçı sanatını ebru üzerinden icra edebilir, eğer güncel, biricik ve yeni bir şey sunar ve sanat halini alabilir. 

Modern Sanat – Klasik Sanat ve İktisat

İnsanı bugünkü modern insan yapan değişim, iktisat ile alakalı. Eskiden sanatın toplumsal rolü bugüne göre çok farklıydı. Sanat hem sanattı, hem de sırtında toplum için değerler taşırdı. Ancak modern dönemde şiirin toplumsal rolü, iletişim ve öğretici fonksiyonları ortadan kalkmıştır. Bu rolleri sosyal organlar üstlenmiştir. Eskiden sanatın taşıdığı birçok değerli yük, bugün sanatın taşımadığı bir yerde. Dolayısıyla modern sanat bunlardan ari bir şekilde varlık kazanıyor. Yani sadece sanat olarak modern sanata yaklaşmak mümkündür. Bu da modern sanatın bir izleyiciye ulaşmasında, sanatsal bir altyapıya sahip olması gerekliliğine götürüyor bizi. Yani siz içinizde yaratamadığınız hiçbir sanat eseri ile muhatap değilsiniz. Siz onun çağrışımları ile, ünü ile, piyasa değeri ile muhatap olabilirsiniz; ancak o sanat eseri ile gerçekten muhatap olabilmeniz için, o sanat eserini sanatçı nasıl yaratıyorsa, sizin de o sanat eserini kendi içinizde yaratabilecek bir altyapıya sahip olmanız lazım. Ve kendiniz olmanız lazım, kitle olmaktan çıkmanız lazım. Takım tarafı, sanatçı fanı vs olmanın ötesinde, kendiniz olmanız lazım. Modern sanat ve klasik sanat arasındaki en temel farklardan birisi bu. 

Daha önceki zamanlarda yapılmış eserlerle kurulan ilişki bir klasik karşısında duyulan heyecan ilişkisi… Biz Yunus Emre ile olan ilişkimizi hiçbir zaman kesemeyiz. Ya da Fuzuli’nin Su Kasidesinden etkilenmemek mümkün değil. Bizim klasiğe hayran olmamız, onu rahat algılamamız, onunla özdeşleşmemiz, olması gereken de bir şey. Ama yeni sanat eseri ile kuracağımız ilişki ise bizim çabamız ile olabilecek bir şey. Yani biz bu toprağın insanıysak, zaten bu değerlerle ilişki içinde yaşıyoruz. Bu yüzden klasikle kendiliğinden bir ilişki kuruyoruz. Öte yandan bugünün sanat eseri ortaya çıktığında da onunla alış-veriş yapabilecek bir iç dünyamızın, bir backgroundumuzun olması lazım. Bunun için sanatsal ve kuramsal bir altyapımızın olması lazım. 

Sanat toplumsal uzlaşının/toplum olmanın bir parçası olabilir mi?

Sanat yoksa, Dirlik Vadisinin hayallerini gerçekleştirmesi mümkün değil… Allah yoktan yaratır, biz ise Allah’ın bize verdikten ve yaşattıklarından yaratırız. Biz yaratmıyorsak, yani sanat yoksa hiçbir şey yok, sanat başat değilse de çok düşüğüz. Ekonomik olarak ne olursak olalım, ne yaparsak yapalım, sanat olarak dünyayı etkileyen bir sanatımız yoksa biz aslında hiçbir şey yapmıyoruz. Tarihte bize ulaşan mesajlar var… Tarihten yüz devlet saymakta zorlanıyoruz. Ancak biz bugün sadece sanat yapan devletleri biliyor ve tanıyoruz. Eğer bir iddiada bulunacaksak, medeniyeti anlamamız çok önemli ama bir yandan da çağdaş dünyada bunu yeniden nasıl yaratacağımızı arayacağız. Ancak bu sanat olmaksızın olmayacak bir şey. Çünkü sanat bize ne yapar? Sanat bize kimlik kazandır, bizi biz yapar, bizi kitle olmaktan çıkartır. Sanatsal ilişki sanat eserini kendi içimizde yeniden yaratmak demektir. Ve bu yolculuğa bizim yerimize kimse çıkamaz. Çünkü bu bizim kendi içimize yapacağımız bir yolculuktur. Bunu da bizim yerimize kimse yapamaz. Kısaca sanat bizi belirler. Ancak onun ulaştığı seviyeye ulaşabiliriz. Sanatımız varsa varız, yoksa yokuz. 

Küreselleşme – Yerel ve Global Olma

Global olmanın tarifi, önce sen olacaksın, sonra global olacaksın. Malik Aksel; “mahali tanımayan beynelminel sahada etkin olamaz” demişti. Sonra zamanı tanıyacaksın. Şu anda Londra’da Pekin’de İstanbul’da yaratılan eserlerin ortak bir dili vardır: global ortak bir dil. Ama sen buradaysan bu medeniyetten, bu kültürden var olmak durumundasınız. Bu nedenle sanatta mahalli olmak diye bir şey yok. Sanat yapıyorsanız evrenselsiniz. Mahalli olmak demek şu: taklit, şu anda 200 yıl önce söylenen ilahileri söylemek mahalli olmaktır. Bu kimseye ulaşmaz, kendimize de ulaşmaz. Bugünün ritmi ile ilahini yaratmazsan mahalli de değilsin, evrensel de değilsin, hiçbir şey değilsin. Eğer atalarımızın yarattığı gibi yaratıyorsak mahalliyiz. Kendin gibi bir şey yaptığın anda global bir şey yapmış oluyorsun. 

Dünyayı etkileyen bir sanatçımız yoksa, kendimizi etkileyen bir sanatçımız da olmaz. Dünyaya hitap etmek zorundayız. Sanat yoktan var olmaz. Bu toprakların binlerce yıllık sinerjisi var. Buradan hareketle yaratmıyorsak, yarattığımız bir yere varmayacaktır. Ne bize ne dünyaya ulaşacaktır. Ulaştı gibi görünse de gelecekte hiçbiri kalmaz. Tarih bize şunu öğretmiştir: gerçek olmayan hiçbir sanat eseri tarihte kalmamıştır. 

Sanat ve Himayesi

Kültür düzeyi yüksek gelişmiş toplum sanatı yaşatır. Bugünün dünyasında sanatı himaye etmek sözünü çağdaş dünyada kullanmaya gerek yok. Sanata yatırım yapmaktan, yani daha iktisadi bir şeyden bahsetmek mümkün. Sponsorluk müessesi gibi. Aslında sponsorlar bundan iktisadi bir fayda da sağlıyorlar. Sanat yardım edilmesi gereken bir şey değil. Sanat bize yardım eder. Bir banka sanatçıya destek olmuyor aslında, ama sanat aslında o firmalara destek olmuş oluyor. O sanatlar, aslında o imkanı üretene daha fazlasını verir. Bu anlamda hayırseverliğe ihtiyaç yok, akıllı olmaya ihtiyaç var. Öte yandan sanatın sürekli kamu tarafından finanse edilmesi de çok keyifli değil. Çünkü devlet bunu yaparken sanatçıyı ne kadar özgür bırakabilir sanatçı ve bu kültür orda var mı, her sanatçıya aynı yaklaşabilir mi, bunları tartışmamız gerekiyor.

Muhteşem dergimize abone olun! Sizi güncellemelerden haberdar edeceğiz.
Dergimize abone olun!