Kitap Tahlili: Temel Hazıroğlu, Katılım Ekonomisi Yeni Zihin Yeni İktisat, İz Yayıncılık, İstanbul, 2017

KİTAP TAHLİLİ

Bünyamin KAYALI 1

ISBN: 978-605-326-169-8, 319 sayfa

Giriş

Yazarın kavramlara olan bakışına göre bir söz söyleme gayreti olan bu kitap; insana ve hayata dair, topluma dair, eşya ve dünyaya dair “insanca bir anlayış ve mana geliştirmek” hedefindedir. Zira yeni anlayış üretmek için hayatın yeniden tasavvur ve inşa edilmesi gerekir.

Yazarın sektörün içinden bir isim olması sebebiyle özel finans kurumlarının yaşadığı sıkıntıları ve bunun sonucunda ortaya çıkan yeni kavram ihtiyacını dert edinerek, Katılım Bankacılığı isim önerisin sahibi olduğunu görüyoruz. Bu derin düşünce ve kavramlar üzerine eğilişin neticesi olarak iktisat konusunda yeni bir yaklaşım sunmak, İslam iktisadı konusunda sorular sormak ve akademik dünyayı harekete geçirmek hedefiyle Katılım Ekonomisi tezinin ortaya çıktığını ifade etmektedir.

Yazarın yeni arayış ve talebelik süreciyle; sorular sorarak değişime ve sürece destek olmak, geçmişten ve tarihten güç alarak bugünü okumak ve anlamlandırmak amacında olduğunu görmekteyiz.

İnsan kaynak mı yoksa değer mi? Sorusuna da düşünce üzerinden bir yanıt aradığını görüyoruz. Ulaşılan kanaate göre ise; insan kaynak değil bir değerdir. Yine aynı bakış açısıyla insan tüketici de değildir. Tüketen, yok eden sıfatıyla tanımlamak yerine “değerlendiren” manasına ulaşılarak, insan ancak müşteridir sonucuna varılmıştır.

Yazarın yapmaya çalıştığı şeyi sosyal görev olarak tanımladığını görmekteyiz. İnsanı yeni bir zihne, yeni bir iktisada ve hakça bir duruşa çağırma gayretinde olduğunu vurgulamıştır. Bu minvalde kitabın temel amacının, insan emeğinin korunması ve yaşatılması için gerekli olan zihnin inşasına katkı sağlamak olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bunların sağlanabilmesi için yazara göre yeni bakış açılarına, yeni felsefelere, yeni tezlere ve yeni teorilere ihtiyaç vardır.

1 Doktora Öğrencisi, Sakarya Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finansı / Kuveyt Türk Katılım Bankası Ödeme Sistemleri Operasyonları Müdürlüğü

Kuramsal Çerçeve: İnsan, Ahlâk, Toplum ve Dünya (Birinci Bölüm, ss. 31-72)

Yazar tarafından bu bölümde insanın eşref-i mahlûkat ve ahsen-i takvim üzere yaratılmış olması hem ayetler hem de hadisler eşliğinde ifade edilmiştir.

Yazarın çalışması üzerine insan tanımlarının etkisi şu şekilde olmuştur:

  • İnsan, bir ahlak ve fıtrat üzerine doğmuştur.
  • İnsanlar eşittirler ve birbirlerine karşı üstünlükleri yoktur.
  • İnsanlar arasında ilişki, tevhid/birlik kavramı ile açıklanmıştır.

Giriş bölümünde ifade edilen insanın kaynak-tüketici olarak görülmesi hadisesine dair birinci bölümde daha detaylı bir analiz yapılmıştır. Modern iktisadi düşünce en güzel şekilde yaratılan insanı (ahsen-i takvim) değersizleştirmiş ve iktisadi üretim aracı olarak görmüştür eleştirisinden hareketle, bilakis insan bir değerdir sonucuna varılmıştır.

Bu anlam bütünlüğü içerisinde yazarın iktisadi hayatı tanzim etmedeki yol tercihi; öncelikle yaratılışı temel alan ahlakın oluşturulması, sonrasında sırasıyla insan, hukuk, toplum ve ekonomik hayatın inşa edilmesi şeklindedir.

Ahlâk kavramına derinlemesine bir bakış açısının getirildiği bu bölümde; ahlâkı oluşturan temel değerlerin ihlas ve samimiyet olduğu vurgulanmıştır. İslam’da toplum tasavvuru üzerine de değinen yazar; insanların birlikte yaşaması, insanların toplumla olan ilişkisi ve birlik eşitlik felsefesine ayrıca vurgu yapmıştır.

Zihinlerde insanların bir, eşit ve kardeş olma şiarına sahip olmalarını birlik eşitlik felsefesi olarak ifade etmektedir. Bu konuya yazarın oldukça önem verdiğini görüyoruz. Çünkü günümüzde toplumsal yapı, modernizmin de etkisiyle sermaye merkezli olarak oluşmaktadır. Fakat yazara göre olması gereken ahlak ve tevhit merkezli bir toplumsal yapıdır. Yazarın ilerleyen bölümlerde ele almış olduğu katılım ekonomisi kavramının en önemli düşünsel ilkelerinden birini birlik eşitlik felsefesi oluşturmaktadır.

Bu bölümde dikkate değer son konu “yüceliş” fikridir. İnsanın kendi içinde derinleşerek ve kendi dışına açılarak yücelişi yaşaması gerektiğini vurgulayan yazar, meseleyi Hz. Adem’in cennetten kovulması ama ardından tövbesinin kabul edilmesi hadisesiyle örneklendirmiştir. Bu

fikrin son derece somut bir örnek üzerinden okuyucuya aktarılmasının etkili olduğunu ifade etmek gerekir.

Modern İktisat Anlayışı (İkinci Bölüm, ss. 73-108)

Yazar; iktisat tanımının “kıt kaynaklar” söyleminden hareketle, insanın istek ve ihtirasları peşinde koşan bir varlık olarak gösterilmesine itiraz etmektedir.

Materyalist zihin ve materyalist ilkelerin ele alındığı bu bölümde, liberal ve sosyalist tasavvurun insanlığın yolunu kaybetmesine sebep olduğunu vurgulamıştır. Ayrı bir önem vererek faiz sorununa, faizin toplumsal ve insani zararlarına değindiğini görmekteyiz.

Bu bağlamda faizin toplumsal ve insani zararlarını da şöyle özetlemiştir:

  • Haksız paylaşıma ve adaletsizliğe neden olan toplumsal tabakalaşmanın önünü açmaktadır.
  • En zengin ile fakirin arasındaki gelir farkını gittikçe artırmaktadır.
  • İnsanın var oluş temelini kökünden yıkmaktadır.

Faizin İslam dinindeki yerine dair Ayet ve Hadislerle konuya devam edildiğini vurgulamak gerekir. Bu sayede, iktisadi açıdan zararları açıklanan faizin, İslam dini çerçevesinden de yerinin tahlil edildiğini görmekteyiz.

Bu bölümde yazarın en dikkat çeken yaklaşımlardan biri de insani ekonomik yapılanışın değiştirilmesi yönündeki tezidir. Bu noktada Ekonomi-Toplum-Hukuk-İnsan-Ahlâk inşa süreci yerine, Ahlâk-İnsan-Hukuk-Toplum-Ekonomi inşa sürecini oluşturmayı teklif etmektedir.

Ayrıca mevcut ekonomi yaklaşımlarının her birinin karşılaştırmalı şekilde ele alınmasıyla, yazarın gelecek bölümdeki İslam iktisadı mevzusuna girmeden önce genel bir derinlik sunduğunu söyleyebiliriz.

Büyük Dönüşüm, Kutsal Ekonomi, Armağan Ekonomisi, Katılımcı Ekonomi gibi farklı yaklaşımların zaman zaman ortaya çıkmasına rağmen, bu yeni yaklaşımların mevcut iktisadi sisteme kökten eleştiri getirmekten ziyade tamamlayıcılık fonksiyonu icra ettiklerini ifade etmektedir.

İslâm İktisadı Anlayışı (Üçüncü Bölüm, ss. 119-167)

Yazara göre İslam’ın her cephesinde olduğu gibi iktisat cephesinde de onun orijinalliğini ve kendine haslığını asla unutmamak gerekir. Bu metotla İslam’ı Batı medeniyetinden ayrı bir medeniyet olarak ele almalı ve bunun ışığında meselelere yaklaşılmalıdır.

Yazarın “yeni zihin yeni iktisat” tezinin önünü açmak için İmam Gazali, İbn-i Haldun, Said Nursi, Ömer Lütfi Barkan, Sabri Ülgener, Sabahattin Zaim ve Sezai Karakoç başta olmak üzere bir çok ismin yaklaşımlarını ele aldığını görüyoruz.

Yeni zihin yeni iktisat tezinin yapısı üzerine konuyu genişletmiştir. Yazara göre; önce zihnimizi temizleyip yeni ve özgün bir yaklaşımla zihnimizi tekrar ele almalı, bizim için bir nimet olan fıtrat ve onun dini olan İslam’la zihnimizi yeniden inşa etmeli ve bu yeni zihin üzerinden ahlaki temelde yeni bir iktisat tasavvuru oluşturulmalıdır.

Hiç şüphesiz bahsedilen bu yeni iktisadi zihniyetin başlangıç noktası insandır. İnsanın önemi ve değeri ile ahlaktan kalkarak yola koyulması gerekmektedir.

Bu bölümde daha önce de atıf yapılan iktisat-ekonomi kavramının birbirinden farklı oluşuna değinilmiştir. Yazarın kanaatine göre iktisat, teoriye dönük; ekonomi ise bizatihi uygulamaya dönüktür. Bu netice ile her iki kavramın da kelime kökleri ve manaları itibariyle kıyas edildiğini söyleyebiliriz.

Katılım Felsefesi (Dördüncü Bölüm, ss. 173-196)

Yeni bir ekonomik anlayıştan söz edebilmek için yazara göre yeni bir iktisat tanımı yapılmalıdır. Bu tanım, klasik iktisat anlayışındaki “sınırsız ihtiyaçların kıt kaynaklarla giderilmesi” bakış açısına göre farklılık yakalayan yeni bir dile sahip olmalıdır. Çünkü arka planı ve felsefesi olmayan bir görüşün ve anlayışın toplumda ve pratikte hayat bulması zordur.

Yazarın ifade ettiği Katılım Felsefesi, kavram olarak ontoloji, praksiyoloji ve epistomoloji bağlamında açıklayıcı ilkeler şeklinde ele alınmıştır. Yeni iktisat felsefesinde insanın hayata ve kâinata “katılım” göstermesi önem arz etmektedir. İnsan ve ahlaktan yola çıkılarak inşa edilen Katılım Felsefesi yeni bir tasavvur gerçekleştirebilir.

Yapılacak yeni tasavvurdaki bütün olumsuzlukların İslam’a mâl edilmemesi adına yazarın görüşü, İslam kavramının olur olmaz yerlerde kullanılmaması şeklindedir. Bu yüzden “katılım” kavramı stratejik öneme sahiptir. Katılım kültürü bu noktadan hareketle, kişilerin ve toplumların tüm alanlarında ve süreçlerinde yaşam tarzı olarak var olmalıdır.

Katılım kavramına getirilen derinlikli analizden şu sonuçlar çıkarılmıştır:

  • Katılım, kâinata iştiraki, bizatihi hayatın kendisini ifade etmektedir.
  • Katılım, hayata iştirak etmek olduğuna göre, aynı zamanda iştirak etmek için “hareket” etmektir.
  • Katılım kavramı, özü açığa çıkarıcı ve kuşatıcıdır.

Tüm bu tespitlerden hareketle özetlenebilecek olan Katılım Felsefesinin bazı ilkeleri de şu şekildedir:

  • Tevhit ilkesi: birlik, hayatın tüm alanlarında katılımı ve ortaklığı teşvik eder.
  • Adalet ilkesi: herkesin adaletten istifade etmesi anlamında doğal olarak katılımı zorunlu kılar.
  • Mizan ilkesi: yeryüzündeki nimetlerden herkesin istifade etmesini ifade ederek hayata, nimete ve sürece katılımı zorunlu kılar.
  • Ahlak ilkesi: insanların hilkatte eş, hayatta kardeş olmasından hareketle kardeşliği zorunlu kılar ve dayanışmayı, katılımı bir yaşam biçimine dönüştürür.
  • Toplum ilkesi: toplum olmak dayanışma içinde olmaya katılımı ifade eder.
  • Emek ilkesi: insan yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak emeği yoluyla doğaya ve topluma katılır.
  • Servetin devlet olmama ilkesi: bu ilke katılımı, paylaşmayı teşvik eden bir umdedir.
  • Üçüncüsü benim ilkesi: Allah, siz bir araya gelin, dayanışın, ortak olun ben de size ortak olayım, katılayım diyor ve katılımın altını çiziyor.
  • Faiz yasağı ilkesi: insanların emeksiz para kazanmasının yolunu kapatan, insanların sömürülmesine müsaade etmeyen bir prensiptir. İnsanlar arasından dolaylı olarak katılım ve ortaklığı teşvik eden bir ilkedir.

Yazara göre; tüm bu umdeler ışığında bakılacak olursa Katılım Felsefesi, İslam düşüncesi ve İslam toplumunun en temel ilkesi ve en esaslı dayanağıdır. Katılım kavramı; insanı, hayatı ve kâinatı kuşatan, insanın ve emeğin önünü açan, hak ve adalet iklimini teşvik eden, insanı hayata bağlayan özgün bir kavramdır.

Katılım Ekonomisi: İktisatta Yeni Boyut (Beşinci Bölüm, ss. 201-227)

Katılım Ekonomisi kavramına daha derinlikli bir yaklaşım sergilenmiştir. Sonuçların ifade edildiği, tezin nihai hedeflerinin sıralandığı son bölüm, kitabın süregelen bölümlerini sonuca bağlar niteliktedir.

Yazara göre; İslam iktisadına dair bir şey konuşulacaksa ele alınan ilk kavramın insan olması gerekir. İnsanın fıtratını göz ardı eden bir yaklaşımla üretilen eserler İslam iktisat felsefesi veya İslam iktisat düşüncesi sıfatını hak etmeyecektir.

Katılım ekonomisi perspektifinden kıt kaynak yorumu dikkate değerdir. Yazarın daha önceki bölümlerde de vurguladığı üzere, “kıt kaynaklarla sınırsız insan ihtiyaçlarının giderilmesi” tanımı sorgulanmalı, gerçek ihtiyaçla sahte ihtiyaç farkını yakalayan yeni bir dil ortaya konulmalıdır. Zira İslam dininde kaynağın kıt olarak ifade edilmesi kabul edilemez bir durumdur.

Yazarın yeni ekonomi politik anlayışta isim önerisi olarak Katılım Ekonomisi kavramını önerdiğini görüyoruz. “İnsanlığın bir, eşit ve kardeş görüldüğü, dünya ve üzerindekilerin herkese amade kılındığı, istifadesine açıldığı ve bütün insanlığın kâinat ve nimetlerine katılımın esas alındığı, üretkenliğin temel alındığı” bu yeni ekonomi politik yaklaşımın adı Katılım Ekonomi adını almalıdır.

Son tahlilde niçin bu isim önerilmiştir sorusuna yanıt olarak şunları sıralayabiliriz:

  • Katılım ekonomisi, insanı kaynak değil değer olarak görür.
  • Dünyayı mülk değil emanet görür.
  • Mülk üzerinde herkesin hakkı olduğuna inanılır.
  • Katılım ekonomisinin temelleri; Ahlak, Adalet ve Hakkaniyet, İhsan ve Dayanışma, Emek, Katılım ve Ortaklık, Aktiflik ve Üretkenliktir.

Ek 1: Demokratik ve Etkin Kamuculuk (ss. 235-240)

Liberal ve özelleştirmeci politikalar büyük sermayenin gücünü artırmaya yöneliktir. Yoksul halkın büyük sermaye ile yarışacak hali yoktur. Bu sebeple halkı ve varlıkları korumak için

verimli ve etkin bir kamuculuk geliştirilmesi gerekir. Yazara göre ancak bu geliştirme sağlanır ise söz konusu sorun aşılabilir.

Zengin ülkeler kendileri korumacılıkla kalkındığı halde diğer ülkelere küresel serbest pazar ve liberalleşme tavsiyesinde bulunur. Bunun sebebi kendilerine uygun pazarlar oluşturmak içindir. Yazar, ülkelerin ve halkların sömürgeci politikalara karşı kurtuluş reçetesini Demokratik ve Etkin Kamuculuk olarak ifade etmiştir. Bun manası; kamu, özel ve girişimci vakıf sektörlerinin önünü açmak, ekonomik kalkınma ve gelişme için ülkenin imkanlarını ve insanlarını harekete geçirmektir.

Ek 1: Girişimci Vakıfçılık (ss. 240-243)

İslam düşüncesinde herkes başkaları için çalışmalı, onların rızkına vesile olmalıdır. Bu da yazara göre ancak vakıf işletmeleri ile mümkündür. Para vakıflarından da istifade ederek iktisadi büyüme ve kalkınma konusunda yeni bir yaklaşım geliştirmek, yeni modeller önermek mümkündür. Bunun yolu da “vakıf katılım şirketleri” üzerinden yeni bir ekonomik yaklaşımla gerçekleşebilir.

Girişimci Vakıflar, katılım ve ortaklık temelli olarak planlanmalı ve oluşturulmalıdır. Tarih bilinciyle yola çıkıp çağı okuyan bir ruhla finansal kuruluşlar kurmak, yazara göre kalkınmanın ve gelişmenin önünü açacaktır.

Girişimci Vakıfçılık, servet temerküzünün insana ve topluma verebileceği zararları da önleyen bir stratejik politikadır. Bunun iyi bir şekilde inşa edilebilmesi için demokratik ve etkin kamuculuk stratejisi ile Girişimci Vakıfçılık modeli üzerinden hareket edilmelidir.

Ek 1: Kâra Ortaklık (ss. 243-247)

İnsan, çağımızda giderek işe yarayan ya da yaramayan ayrımı üzerinden tasnif edilmeye başlamıştır. Oysa hayat ve kâinat insan üzerinden yapılanmalıdır. Bu yüzden de insanı merkeze alan yeni bir performans stratejisi geliştirmek yazara göre bir zorunluluk halini almıştır.

Çalışanların asgari olarak “kara ortaklık” üzerinden işyerlerine ortak olmaları hem çalışanları aktifleştirip etkinleştirecek hem de işyerlerinin daha üretken ve verimli hale getirecektir.

Leave a Comment

Muhteşem dergimize abone olun! Sizi güncellemelerden haberdar edeceğiz.
Dergimize abone olun!