“Kapitalist Sistem Kuşatma Altında”*

* Bu yazı Michael E. Porter ve Mark R. Kramer‘in HBR’da yayınlanan makalesinden Türkçe’ye çevirilmiş bir özetidir.

Kapitalist sistem kuşatma altında. Son yıllarda iş dünyası sosyal, çevresel ve ekonomik sorunların başlıca nedeni olarak görülüyor. Şirketlerin, çoğunlukla içinde bulundukları topluma maliyet oluşturarak geliştikleri düşünülüyor.

Daha da kötüsü; şirketler kurumsal sorumluluğu ne kadar çok benimsemeye başlarlarsa, toplumun başarısızlıklarından o kadar çok suçlanıyorlar. İş dünyasının meşruiyeti yakın geçmişte görülmemiş seviyelere düşmüş durumda.  İş dünyasına ilişkin bu güven kaybı, siyasi liderlerin rekabeti baltalayan ve ekonomik büyümeyi bozan politikalar belirlemelerine yol açıyor. İş dünyası bir kısır döngü içine girmiş durumda. 

Sorunun büyük bir kısmı, son on yılların ürünü olan, modası geçmiş bir değer yaratma yaklaşımına sıkışıp kalmış şirketlerin kendisinden kaynaklanıyor. Bununla birlikte, bu şirketler değer yaratmayı dar bir bakış açısıyla görmeye devam ediyorlar. Kısa vadeli finansal performansı bir balon içinde optimize ederken, en önemli müşteri ihtiyaçlarını gözden kaçırıyor ve uzun vadeli başarıları üzerinde belirleyici olan daha geniş etkileri görmezden geliyorlar.

Şirketler, müşterilerinin iyiliğini, kendi işletmeleri için hayati önem taşıyan doğal kaynakların tükenmesini, ana tedarikçilerinin yaşama kabiliyetini veya faaliyet gösterdikleri toplulukların ekonomik sıkıntılarını nasıl görmezden gelebildi? Şirketler nasıl basitçe faaliyetlerini daha düşük ücretlerle çalışılan yerlere kaydırmanın karşılaşılan rekabetçi zorluklara karşı sürdürülebilir bir “çözüm” olduğunu düşünebildi? Hükümet ve sivil toplum, genellikle bu durumu işletmelerin zarar görmesi pahasına iş dünyasının geliştirmiş olduğu sosyal zayıflıklar ile ilişkilendirerek bu sorunu daha da şiddetlendirdi. Ekonomik verimlilik ve sosyal ilerleme arasında var olduğu varsayılan ödünleşme, geçtiğimiz on yıllarda politik seçimlerle kurumsallaştırıldı. 

Bu yanlış tutumun aksine şirketler, iş dünyası ve toplumu tekrar bir araya getirmede öncülük etmelidir. Farkındalık, orada, bilge iş dünyası ve fikir liderlerinde mevcut ve yeni bir modelin ümit vadeden unsurları ortaya çıkıyor. Henüz bu birlikteliğe rehberlik edecek genel bir çerçeveye sahip değiliz ve çoğu şirket, toplumsal sorunları merkezde değil, çevrede kabul eden “sosyal sorumluluk” zihniyetine sıkışmış durumda. 

Çözüm, “ortak değer” ilkesinde yatmaktadır. Ortak değer ilkesi; toplumun ihtiyaçlarını ve karşılaştıkları zorlukları dikkate alarak, toplum için değer yaratarak iktisadi değer yaratmayı içermektedir. İşletmeler işletmenin başarısı ile sosyal ilerlemeyi yeniden birbirine bağlamalıdır. Ortak değer sosyal sorumluluk, hayırseverlik ve hatta sürdürülebilirlik değil, ekonomik başarıya ulaşmanın yeni bir yoludur. Şirketlerin kıyısında-köşesinde yaptıkları değil, işin merkezinde yaptıkları olacaktır. Biz bunun işletme düşüncesinde bir sonraki büyük dönüşüme sebebiyet vereceğini düşünüyoruz.

Kendi çıkarını düşünen yaklaşımları ile bilinen ve sayıları gittikçe artan çok sayıdaki firma (GE, Google, IBM, Intel, Johnson & Johnson, Nestle, Unilever ve Wal-Mart) toplum ve kurumsal performansı yeniden değerlendirerek, ortak değer oluşturmak için bir takım çabaların içine girmiş durumdalar. Fakat ortak değerin dönüştürücü gücüne ilişkin farkındalığımız hala doğuş aşamasında. Ortak değerin dönüştürücü gücünün farkına varmak, liderlerin ve yöneticilerin, toplumsal ihtiyaçların çok daha derinden anlaşılması, şirket üretkenliğinin gerçek temellerinin daha iyi anlaşılması ve kâr amacı güden ve gütmeyen sınırlar arasında işbirliği yapma yeteneği gibi yeni beceriler ve bilgiler geliştirmelerini gerektirecektir. Ayrıca devletler ortak değeri baltalayan değil, mümkün kılan düzenlemeleri nasıl yapacağını öğrenmek durumundadır.

Kapitalizm insan ihtiyaçlarını karşılamak, verimliliği artırmak, iş imkânları ve zenginlik oluşturmak için eşi bulunmaz bir araçtır. Ama kapitalizmin dar bakış açısı, iş dünyasının toplumun daha geniş anlamda karşılaştığı zorluklar için çözüm üretme potansiyelini ortaya koymasını engellemektedir. İmkânlar öteden beri orada durmakta, ancak göz ardı edilmektedir. Hayırsever bağışçılar gibi davranmayan ve sadece bir işletme gibi davranan işletmeler, bugün baskısını hissettiğimiz meselelere için en güçlü kuvvettir. Kapitalizmin yeni bir kavramsallaştırması için zaman şu andır: toplumun ihtiyaçları çok fazla ve büyümekte iken, müşteriler, çalışanlar ve yeni nesil gençler işletmelerin yeni bir faza geçmesini talep etmektedir. 

Kurumların amacı, sadece kâr değil, ortak değer yaratmak olarak yeniden tanımlanmalıdır. Bu, küresel ekonomide bir sonraki yenilik ve verimlilik artışı dalgasını getirecektir. Bu aynı zamanda kapitalizmi ve onun toplumla olan ilişkisini de yeniden şekillendirecektir. Belki de hepsinden de önemlisi, ortak değeri nasıl yaratacağımızı öğrenmek, iş dünyasını yeniden meşrulaştırmak için bizim en iyi şansımızdır.

Ortak değer kavramı, sadece geleneksel ekonomik ihtiyaçların değil, toplumsal ihtiyaçların da piyasaları tanımladığını kabul eder. Ayrıca, sosyal zararların veya zayıflıkların sıklıkla firmalar için boşa harcanan enerji veya hammaddeler, maliyetli kazalar ve eğitimdeki yetersizlikleri telafi etmek için iyileştirici eğitim ihtiyacı gibi içsel maliyetler yarattığını kabul eder. Toplumsal zararları ve kısıtlamaları ele almak firmalar için maliyetler de artış anlamına gelmek zorunda değildir. Çünkü firmalar yeni teknolojileri, işletim yöntemlerini ve yönetim yaklaşımlarını kullanarak yenilik yapabilir ve sonuç olarak üretkenliklerini artırabilir ve pazarlarını genişletebilirler. 

O halde ortak değer kişisel değerlerle ilgili değildir. Firmalar tarafından hali hazırda yaratılan değeri “paylaşmak” ile de ilgili değildir. Ortak değer ekonomik ve sosyal değerlerin bir arada meydana getirdiği havuzu genişletmekle ilgilidir. Bu perspektif farklılığına güzel bir örnek, satın almadaki adil ticaret hareketidir. Adil ticaret, aynı ürünler için daha yüksek fiyatlar ödeyerek yoksul çiftçilere giden gelir oranını artırmayı amaçlar. Bu asil bir duygu olsa da, adil ticaret, yaratılan toplam değer miktarını genişletmekten ziyade çoğunlukla söz konusu değerin yeniden dağıtımı ile ilgilidir. Öte yandan ortak değer perspektifi, çiftçilerin verimliliğini, ürün kalitesini ve sürdürülebilirliğini artırmak için yetiştirme tekniklerini geliştirmeye ve yerel destekleyici tedarikçiler ve diğer kurumlar kümesini güçlendirmeye odaklanır. Bu, hem çiftçilerin hem de onlardan satın alan şirketlerin faydalandığı daha büyük bir gelir ve kâr pastasına yol açar. Örneğin, Fildişi Sahili’ndeki kakao çiftçileri üzerine yapılan ilk araştırmalar, adil ticaretin çiftçilerin gelirlerini %10 ila %20 oranında artırabilmesine rağmen, ortak değer yatırımlarının gelirlerini %300’den fazla artırabileceğini göstermiştir. 

ORTAK DEĞER NEDİR?

Ortak değer kavramı, bir şirketin rekabet gücünü artırırken aynı zamanda faaliyet gösterdiği topluluklardaki ekonomik ve sosyal koşulları da iyileştiren politikalar ve işletme uygulamaları olarak tanımlanabilir. Ortak değer yaratma, toplumsal ve ekonomik ilerleme arasındaki bağlantıları belirlemeye ve genişletmeye odaklanır. 

            Bu kavram ekonomik ve sosyal ilerlemenin değer ilkeleri ile belirlenmesine dayanmaktadır.  Değer tek başına fayda olarak değil, maliyet karşısında elde edilen göreli fayda olarak tanımlanmaktadır. Değer yaratma ise çok uzun süreden beri iş dünyasında karın müşterilerden elde edilen gelir eksi maliyet olarak tanımlanmaktadır. Ancak; işletmelerin değer yaratmaya sosyal meseleler açısından yaklaşması oldukça nadir olup, sosyal meseleler onlar için işin merkezinde değil çevresinde yer alan tali meselelerdir. Bu durum ekonomik ve sosyal endişeler arasındaki bağıntının üstü kapalı kalmasına neden olmuştur. 

Sosyal sektörde ortak değer yaratma fikri ise çok daha az yaygındır. Sosyal kuruluşlar ve devlet kurumları başarıyı genellikle elde edilen faydalarda veya harcanan paralar açısından görür. Hükümetler ve STK’lar ortak değeri kullanarak daha fazla düşünmeye başladıkça, iş dünyası ile işbirliğine olan ilgileri kaçınılmaz olarak artacaktır.

Bu bakış açısı (dar anlamda kapitalizm), son yirmi yıldır yönetim düşüncesine nüfuz etmiştir. Firmalar, tüketicileri ürünlerini daha fazla satın almaya ikna etmeye odaklanmışlardır. Artan rekabet ve hissedarlardan gelen kısa vadeli performanslarla karşı karşıya kalan yöneticiler, yatırımcılara sermayeyi geri döndürmek için bilançolardan yararlanırken yeniden yapılanma, personel azaltma ve daha düşük maliyetli bölgelere taşınma gibi çözümlere başvurmuşlardır. Bu strateji, başarılı olmak için bir şirketin seçilmiş bir dizi müşterilerinin ihtiyaçlarını karşılayan farklı bir değer önerisi yaratması gerektiğini savunur. Firma, değer zincirini; ürün veya hizmetlerini yaratma, üretme, satma teslim etme ve destekleme ile ilgili faaliyetler dizisini yapılandırdığından rekabet avantajı elde eder.

Ortak Değer Nasıl Yaratılır? (Mehmet abinin geri bildirimi buraya kadar)

Şirketler toplumsal değer yaratarak ekonomik değer yaratabilirler. Bunu yapmanın üç farklı yolu vardır: Ürünleri ve pazarları yeniden tasarlamak, değer zincirinde verimliliği yeniden tanımlamak ve şirketin lokasyonlarında destekleyici endüstri kümeleri oluşturmak. Bunların her biri ortak değer çemberinin bir parçasıdır. Bir alanda değeri geliştirmek, diğer alanlarda da fırsatlara yol açar.

Ortak değer kavramı, kapitalizmin sınırlarını yeniden belirler. Şirketlerin başarısını toplumsal gelişimle daha iyi ilişkilendirerek, yeni ihtiyaçlara hizmet etmenin, verimlilik kazanmanın, farklılaşma yaratmanın ve pazarları genişletmenin birçok yolunu açar. Bu ortak değer yaratma yeteneği, sektörler ve şirketler arasında da önemli ölçüde farklılık gösterir.

Toplumun ihtiyaçları çok fazladır; sağlık, daha iyi barınma, iyileştirilmiş beslenme, yaşlılara yardım, daha fazla finansal güven, daha az çevresel hasar… Muhtemelen, bunlar küresel ekonomide karşılanmamış en büyük ihtiyaçlardır. Bu ihtiyaçları karşılayan ürün ve hizmetlere talep hızla artıyor. Örneğin, daha fazla tüketim sağlamak için tat ve miktara odaklanan gıda şirketleri, daha iyi beslenmeye yönelik temel ihtiyaca yeniden odaklanıyor. Intel ve IBM, güç kullanımından tasarruf etmek için kamu hizmetlerinin dijital zekadan yararlanmasına yardımcı olacak yollar geliştiriyor. Wells Fargo, müşterilerin bütçe yapmasına, krediyi yönetmesine ve borcunu ödemesine yardımcı olan bir dizi ürün ve araç geliştiriyor.  Bu ve diğer birçok yolla inovasyon için yepyeni yollar açılıyor ve ortak değer yaratılıyor. 

KARLI/KARLI OLMAYAN SINIRLARI BULANDIRMAK (İngilizcesi blurring. Sözlükte bulandırmak, lekelemek diye geçiyor ancak emin olamadım, bulandırmak doğru bir çeviri mi?)

Günümüzde yeni tür hibrit işletmeler hızla artmakta. Örneğin, hızlı büyümeye yönelik bir kâr amacı güden WaterHealth International, Hindistan, Gana ve Filipinler’deki bir milyondan fazla insana minimum maliyetle temiz su dağıtmak için yenilikçi su arıtma teknikleri kullanıyor. Girişim sermayesi destekli ABD merkezli bir start-up, öğrencilere günlük 60.000 taze, sağlıklı ve besleyici yemek sağlıyor ve bunu geleneksel rakiplerinden daha yüksek bir brüt marjla yapıyor. 15 yıl önce Bangladeş’te kurulan kâr amacı gütmeyen hibrit bir girişim olan atık endişesi, mahalledeki gecekondulardan günlük olarak toplanan 700 ton çöpü organik gübreye dönüştürme kapasitesini oluşturarak mahsul verimini artırmış ve CO2 emisyonlarını azaltmıştır. Lions Club ve Birleşmiş Milletler Kalkınma programından elde edilen sermaye ile tohumlanan şirket, gübre satışları ve karbon kredileri yoluyla önemli bir brüt kâr marjı elde ederken sağlık koşullarını da iyileştiriyor. Bu başarılı kâr amaçlı kuruluşlar ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar arasındaki sınırın bulanıklaşması, ortak değer yaratmanın mümkün olduğunun güçlü işaretlerinden biridir. 

Toplumsal sorunları ele almanın bir firmaya üretkenlik faydaları sağlayabileceği sayısız yol vardır. Örneğin, bir firmanın sağlıklı yaşam programına yatırım yaptığında ne olduğunu düşünün. Çalışanlar ve aileleri daha sağlıklı hale geldiği için toplum yarar sağlar ve firma çalışanların devamsızlıklarını ve üretkenlik kaybını en aza indirir. Ayrıca, toplumsal ihtiyaçların sürekli olarak araştırılması, şirketlerin geleneksel pazarlarda farklılaşma ve yeniden konumlanma için yeni fırsatlar keşfetmelerine ve daha önce gözden kaçırdıkları yeni pazarların potansiyelini tanımalarına yol açar. Bir şirketin değer zinciri, doğal kaynak ve su kullanımı, sağlık ve güvenlik, çalışma koşulları ve işyerinde eşit muamele gibi çok sayıda toplumsal konuyu kaçınılmaz olarak etkiler ve bunlardan etkilenir. Toplumsal sorunlar firmanın değer zincirinde ekonomik maliyetler yaratabileceğinden, ortak değer yaratma fırsatları ortaya çıkar. Pek çok sözde dışsallık, düzenleme veya kaynak vergileri olmasa bile, fiilen firmaya içsel maliyetler yükler. 

Düşük gelirli ve dezavantajlı tüketicilere uygun ürünler sağlamanın toplumsal faydaları çok büyük olabilirken, şirketler için kârlar önemli olabilir. Örneğin, mobil bankacılık hizmetleri sunan düşük fiyatlı cep telefonları yoksulların güvenli bir şekilde para biriktirmesine yardımcı oluyor ve küçük çiftçilerin ürünlerini üretme ve pazarlama yeteneklerini dönüştürüyor. Kenya’da Vodafone’un M-PESA mobil bankacılık hizmeti üç yılda 10 milyon müşteriye ulaşmış durumda; kullandığı fonlar şu anda o ülkenin GSYİH’sinin %11’ini temsil ediyor. 

Değer Zincirinde üretkenliği yeniden tanımlama

Yeni düşünce, değer zincirindeki toplumsal ilerleme ile üretkenlik arasındaki uyumun geleneksel olarak inanılandan çok daha büyük olduğunu ortaya koymaktadır. Firmalar toplumsal konulara ortak bir değer perspektifinden yaklaştıklarında ve bunları ele almak için yeni çalışma yöntemleri keşfettiklerinde sinerji artar. Ancak şimdiye kadar çok az şirket sağlık, güvenlik, çevresel performans ve çalışanların elde tutulması ve yetkinliği gibi alanlarda tam üretkenlik avantajları elde etmiştir. Bu yönde değişmeyen değişim işaretleri vardır. Kirliliği en aza indirmeye yönelik çabaların, bir zamanlar işletme maliyetlerini kaçınılmaz olarak artırdığı ve yalnızca düzenleme ve vergiler nedeniyle meydana getirdiği düşünülüyordu. Günümüzde, ortak değer yaratan çevresel performansta önemli gelişmelerin genellikle nominal artımlı maliyetle ve daha iyi teknoloji ile elde edilebileceği ve hatta gelişmiş kaynak kullanımı, süreç verimliliği ve kalite yoluyla net maliyet tasarrufu sağlanabileceği konusunda giderek artan bir maliyetle daha iyi teknoloji ile elde edilebileceği ve hatta gelişmiş kaynak kullanımı, süreç verimliliği ve kalite yoluyla net maliyet tasarrufu sağlanabileceği konusunda giderek artan bir fikir birliği vardır. Artan çevre bilinci ve teknolojideki gelişmeler, su, hammadde ve ambalaj kullanımı gibi alanlarda yeni yaklaşımların yanı sıra geri dönüşümü yaygınlaştırmaktadır. Gelişen teknolojiyle sağlanan daha iyi kaynak kullanımı, değer zincirinin tüm bölümlerine nüfuz ederek ve tedarikçileri ve kanalları da etkisi altına alacaktır. Örneğin, Coca-Cola dünya çapındaki su tüketimini 2004 yılına göre %9 oranında azaltmıştır ve 2012 yılına kadar %20’lik bir azalma hedefinin neredeyse yarısına ulaşmıştır. Girdilere erişimi arttırarak, teknolojiyi paylaşarak ve finansman sağlayarak şirketler, artan hacme erişim sağlarken tedarikçi kalitesini ve üretkenliğini iyileştirebilir. Verimliliği arttırmak, genellikle daha düşük fiyatların önüne geçecektir. Tedarikçiler güçlendikçe, çevresel etkileri çarpıcı biçimde düşecek ve bu da verimliliklerini daha da arttırarak ortak değer oluşturacaktır. Aynı zamanda, dağıtım uygulamalarını ortak bir değer perspektifinden inceleyen şirketler, kağıt ve plastik kullanımını önemli ölçüde azaltarak kârlı yeni dağıtım modelleri uygulayabileceklerdir. Benzer şekilde, mikrofinans, finansal hizmetlerin küçük işletmelere dağıtılması için uygun maliyetli yeni bir model yaratmaktadır.

SOSYAL GİRİŞİMCİLERİN ROLÜ

Sosyal sorunlara karlı çözümler bulanlar sadece işletmeler değildir. Sosyal girişimciler de uygulanabilir iş modelleri kullanarak sosyal ihtiyaçları karşılayan yeni ürün konseptlerine öncülük ediyor. Bu kişiler dar ve geleneksel iş düşüncesine kilitlenmediklerinden fırsatları keşfetmede şirketlerin çok ilerisindedir. Gerçek sosyal girişimcilik, sadece sosyal fayda ile değil, ortak değer yaratma yeteneği ile de ölçülmelidir. Ortak değer yaratan sosyal girişimler, genellikle büyüme ve kendi kendini idame ettirme yetersizliğinden muzdarip olan salt sosyal programlardan çok daha hızlı büyüyebilir.

Artık birçok şirket geçim ücreti, güvenlik, sağlık, eğitim ve çalışanlar için ilerleme fırsatlarının üretkenlik üzerindeki olumlu etkilerinin farkına varmaya başlıyor. Kaybedilen iş günleri ve azalan çalışan üretkenliği nedeniyle sağlığı bozulan çalışanların kendilerine kârdan ziyade daha pahalıya mal olduğunu anlayan şirketler,  pahalı olan çalışan sağlık sigortası maliyetini en aza indirmeye, hatta sağlık sigortası kapsamını tamamen ortadan kaldırmaya çalışıyor.

LOKASYON

İş dünyasında, lojistiğin ucuz, bilgi akışının hızlı ve pazarların küresel olduğu lokasyonları seçen ve “konum ne kadar ucuzsa, o kadar iyidir” düşüncesini benimseyen şirketler, bu durumun artık eskisi kadar önemli olmadığını keşfettiler. Böyle düşünmelerinin sebebi, kısmen artan enerji ve karbon emisyonları maliyetlerinin, oldukça dağınık üretim sistemlerinin üretkenlik maliyetini ve daha önce tartışılan uzaktan tedariğin gizli maliyetlerini daha fazla tanımalarıyla daha bilinçli davaranmaya teşvik olmalarıdır. Örnek vermek gerekirse, Wal-Mart, gıda bölümleri için depolarının yakınındaki yerel çiftliklerden giderek daha fazla ürün tedarik ediyor. Nakliye maliyetlerindeki tasarrufların ve daha küçük miktarlarda yeniden stoklama yeteneğinin, uzaktaki endüstriyel çiftliklerin daha düşük fiyatlarını dengelemekten daha fazla olduğunu keşfettiklerini ifade ediyorlar.

 Bu eğilimler, şirketlerin bazı faaliyetlerini evlerine yaklaştırarak ve daha az ana üretim lokasyonuna sahip olarak değer zincirlerini yeniden oluşturmaya yönlendiriyor. Şimdiye kadar birçok şirket küresel olmanın üretimi, en düşük işçilik maliyetlerine sahip yerlere taşımak ve giderler üzerinde en hızlı etkiyi elde etmek için tedarik zincirlerini tasarlamak anlamına geldiğini düşünüyordu. Ancak gerçekte, en güçlü uluslararası rakipler genellikle önemli topluluklarda kök salan firmalar olacaktır. Bu yeni  düşünceyi benimseyebilen şirketler ortak değer yaratabilecektir.

Yerel Küme geliştirmeyi etkinleştirme

Hiçbir şirket bağımsız değildir. Her şirketin başarısı, çevresindeki destekleyici şirketler ve altyapıdan etkilenir. Verimlilik ve yenilik, belirli bir alandaki firmaların, ilgili işletmelerin, tedarikçilerin, hizmet sağlayıcıların ve lojistik altyapının “kümeleri” veya coğrafi yoğunlaşmasından güçlü bir şekilde etkilenir. Firmalar kümeyi çevreleyen çerçeve koşullarındaki boşlukları veya başarısızlıkları ele alırken şirket verimliliğini artırmak için kümeler oluşturarak ortak değer yaratırlar. Kümeler sadece işletmeleri değil, akademik programlar, ticaret birlikleri gibi kurumları da içerir. Ayrıca okullar ve üniversiteler de daha geniş kamu varlıklarından yararlanır.

Kümeler, tüm başarılı bölgesel ekonomilerde öne çıkar ve üretkenliği, yenilikçiliği ve rekabeti arttırmada çok önemli bir rol oynar. Yetenekli yerel tedarikçiler, daha fazla lojistik verimliliği ve işbirliği kolaylığını teşvik eder. Destekleyici bir küme olmazsa üretkenlik zarar görür. Kümenin çevresindeki eksiklikler de firmalar için dahili maliyetler yaratır. Ulaşım altyapısının kötü olması, yoksulluk gibi kavramlar ürünlere olan talebi sınırlar ve çevresel bozulmaya, sağlıksız çalışanlara ve yüksek güvenlik maliyetlerine yol açıp lojistik maliyetlerini artırır. Ayrıca eğitim oranının düşük olması, cinsiyet veya ırk ayrımcılığı yetenekli çalışan havuzunu azaltır. Şirketler topluluklarından giderek daha fazla koptukça ve maliyetlerini arttırdıkça bu sorunları çözmedeki etkinlikleri de azalır.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kümelenme oluşturmanın önemli bir tarafı da açık ve şeffaf pazarların oluşturulmasıdır. İşçilerin sömürüldüğü, tedarikçilerin adil fiyatlar alamadığı ve fiyat şeffaflığının eksik olduğu verimsiz veya tekelleşmiş piyasalarda verimlilik düşer. Genellikle ortaklarla birlikte yapılan adil ve açık pazarları etkinleştirmek, bir şirketin güvenilir tedarik sağlamasını ve tedarikçilere kalite ve verimlilik için daha iyi teşvikler vermesini sağlarken, yerel vatandaşların da gelirlerini ve satın alma gücünü önemli ölçüde artırır. Böylece olumlu bir ekonomik ve sosyal gelişme döngüsü ortaya çıkar.

Kümelenme oluşturmanın faydaları sadece gelişmekte olan ekonomilerde değil, aynı zamanda gelişmiş ülkelerde de geçerlidir. North Carolina’nın Araştırma Üçgeni, bilgi teknolojisi ve yaşam bilimleri gibi alanlarda kümeler geliştirerek ortak değer yaratan kamu ve özel sektör işbirliğinin dikkate değer bir örneğidir. Hem özel sektörden hem de yerel yönetimden devam eden yatırımlardan yararlanan bu bölge, istihdam, gelir ve şirket performansında büyük bir büyüme yaşamış ve gerileme döneminde çoğundan daha iyi bir performans göstermiştir. Faaliyet gösterdikleri topluluklarda küme gelişimini desteklemek için şirketlerin lojistik, tedarikçiler, dağıtım kanalları, eğitim, piyasa organizasyonu ve eğitim kurumları gibi alanlardaki boşlukları ve eksiklikleri belirlemesi gerekir. Daha sonra görev, şirketin kendi üretkenliği ve büyümesi için en büyük kısıtlamaları temsil eden zayıf yönlere odaklanmak ve işbirliğinin daha uygun maliyetli olduğu alanlardan ayırmaktır.  Şirketleri kısıtlayan küme zayıflıklarını ele alan inisiyatifler, çoğu zaman büyük bir etkiye sahip olan topluluk odaklı kurumsal sosyal sorumluluk programlarından çok daha etkili olacaktır. Ortak değer yaratmak, günümüzün sosyal arenadaki kurumsal çabalarının çoğundan daha etkili ve çok daha sürdürülebilir olacaktır. 

Uygulamada Ortak Değer Yaratmak

Tüm kârlar eşit değildir. Sosyal bir amaç içeren kârlar, kapitalizmin daha yüksek bir biçimini temsil eder. Bu, şirketlerin daha da büyümesine izin verirken toplumun daha hızlı ilerlemesini sağlayacak bir türdür. Sonuç, kalıcı kârlara yol açan pozitif bir şirket ve topluluk refahı döngüsüdür.

Ortak değer yaratmak, yasalara ve etik standartlara uygunluğun yanı sıra, işin neden olduğu zararları azaltmayı gerektirir. Toplumsal değer yaratarak ekonomik değer yaratma fırsatı, küresel ekonomide büyümeyi yönlendiren en güçlü etkenlerden biri olacaktır. Bu düşünce, müşterileri, üretkenliği ve geçmişi anlamanın yeni bir yolunu temsil eder. Ortak değer yaratmak için elde edilen en iyi fırsat, bir şirketin belirli işiyle ve iş için en önemli alanlarla yakından ilgili olacaktır. Ancak bu şekilde bir şirket maksimum ekonomik faydayı sağlayabilir ve zaman içinde taahhüdünü sürdürebilir. Burası aynı zamanda bir şirketin taşıyabileceği, en fazla kaynağı getirdiği ve pazardaki varlığının onu toplumsal bir sorun üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olacak şekilde donattığı yerdir.

Kapitalizmde Sonraki Evrim

Ortak değer, bir sonraki iş inovasyonunun ve büyüme dalgasının kilidini açmanın anahtarıdır. Ayrıca dar yönetim yaklaşımları, kısa vadeli düşünme ve toplum kurumları arasında derinleşen bölünmeler çağında kaybedilen yollarla şirket başarısını ve topluluk başarısını yeniden bağlayacaktır.

Ortak değer, şirketleri doğru türde kârlara, yani onları azaltmaktan ziyade toplumsal fayda yaratan kârlara odaklar. Sermaye piyasaları şüphesiz ki şirketlere kısa vadeli kâr elde etmeleri için baskı yapmaya devam edecek ve bazı şirketler de toplumsal ihtiyaçlar pahasına kâr elde etmeye devam edeceklerdir. Ancak bu tür karlar genellikle kısa ömürlü olacak ve çok daha büyük fırsatlar kaçırılacaktır. Çalışanların ve vatandaşların artan sosyal farkındalığı ve artan doğal kaynakların kıtlığı gibi bir dizi faktör, ortak değer yaratmak için emsalsiz fırsatları yönlendirecektir.

Kapitalizmin daha sofistike bir biçimine ihtiyacımız var, bu biçim toplumsal bir amaç ile dolu. Ancak bu amaç, hayırseverlikten değil, rekabet ve ekonomik değer yaratma konusunda daha derin bir anlayıştan kaynaklanmalıdır. Kapitalist modeldeki bu sonraki evrim, ürün geliştirmenin, pazara hizmet etmenin ve üretken girişimler inşa etmenin yeni ve daha iyi yollarını tanır.

Toplumsal değer yaratarak ekonomik fayda sağlamak hayırseverlik değil, çıkarcı bir davranıştır. Tüm şirketler bireysel olarak kendi işleriyle bağlantılı ortak değerleri takip etseydi, toplumun genel çıkarlarına hizmet edilmiş olurdu. Şirketler, faaliyet gösterdikleri toplulukların gözünde meşruiyet kazanır ve hükümetler işletmeyi besleyen ve destekleyen politikalar belirlerken demokrasinin işlemesine izin verir. Ortak değer yaratmak, disiplinler arası kesişen yeni bir yönetim yaklaşımını temsil eder. Ekonomik kaygılar ile sosyal kaygılar arasındaki geleneksel ayrım nedeniyle, kamu ve özel sektördeki insanlar genellikle çok farklı eğitim ve kariyer yolları izlemiştir. Çok az sayıda sosyal sektör lideri, ortak değer modellerini tasarlamak ve uygulamak için gerekli olan yönetsel eğitime ve girişimci zihniyete sahiptir. Mezunlarının çoğu daha büyük bir amaç duygusuna aç olup, sosyal girişimciliğe yönelmiş olsa da, çoğu işletme okulu hala kapitalizmin dar bakış açısını öğretiyor. 

İşletme okullarının müfredatını birçok alanda genişletmesi gerekmektedir. Örneğin, her tür kaynağın verimli kullanımı ve yönetimi, değer zincirleri üzerine yeni nesil düşünceyi tanımlayacaktır. Müşteri davranışı ve pazarlama kursları, ikna ve talep yaratmanın ötesine geçerek daha derin insan ihtiyaçlarının araştırılmasına ve geleneksel olmayan müşteri gruplarına nasıl hizmet edileceğine doğru ilerlemelidir. Kümelenmeler ve şirket üretkenliği ve yenilikçiliği üzerindeki daha geniş bölgesel etkiler, işletme okullarında yeni bir temel disiplin oluşturacaktır; ekonomik kalkınma artık sadece kamu politikası ve ekonomi bölümlerine bırakılmayacak, işletme bölümü de düzenleme ve makroekonominin etkilerinin ötesine geçerek, toplumsal faktörlerin işletmeler üzerindeki ekonomik etkisini inceleyecektir. Finansın ve sermaye piyasalarının sadece katılımcılarına fayda sağlamakla kalmayıp temel amaçları olan şirketlerde gerçek değer yaratmayı nasıl destekleyebileceğini yeniden düşünmeleri gerekecektir. İşletme okulu müfredatında önerilen bu değişiklikler niteliksel değildir ve ekonomik değer yaratma ile ayrılamaz. Bunun yerine, pazarlar, rekabet ve iş yönetimi anlayışımızın bir sonraki aşamasını temsil ederler.

Ortak değer, şirketlere becerilerini, kaynaklarını ve yönetim yeteneklerini sosyal ilerlemeye öncülük etmek için en iyi niyetli hükümet ve sosyal sektör kuruluşlarının bile nadiren eşleşebileceği şekillerde kullanma fırsatı sunar. Ancak bu şekilde işletmeler toplumun saygısını yeniden kazanabilir.

Leave a Comment

Muhteşem dergimize abone olun! Sizi güncellemelerden haberdar edeceğiz.
Dergimize abone olun!