İslami Finans Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına Nasıl Katkı Sağlayabilir?

İslami finans 2018 yılında 2,5 trilyon dolara ulaşan büyüklüğüyle konvansiyonel finansal sistemin sunmuş olduğu birçok hizmeti sunabilecek konuma gelmiştir. Günümüzde İslami finansın sunmuş olduğu hizmetlerin çoğu ticari ihtiyaçları karşılamakla birlikte; İslami finans, sistemik riski azaltacak ve sürdürülebilir kalkınma amaçlarına (SKA) katkı sağlayacak, aynı zamanda özellikle Müslümanları yoğun olarak yaşadığı toplumlarda birçok açıdan kolaylıkla benimsenebilecek önemli bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyeli pratiğe dökebilmek için ise İslami finans başta zekât fonları, vakıflar, kira sertifikaları ve İslami mikrofinans olmak üzere çeşitli ürün ve konseptlere sahiptir. OECD’nin yapmış olduğu çalışmada, bu konudaki fırsatlar ve engeller incelenmiş; potansiyel gelişim alanlarıyla birlikte incelenmiştir.

İslami Finans’ın Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına Katkısı

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan hesaplamaya göre sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılabilmesi için 2030 yılına kadar yıllık 5 ile 7 trilyon dolar arası bir miktara ihtiyaç duyulmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler ve düşük gelirli ülkelerde ise GSYH’lerine oranla ihtiyaç duyulan miktar çok daha fazladır. Bu açığı kapatmak için ise İslami finans önemli bir seçenek sunmaktadır. 2024 yılına kadar 3,5 trilyon dolar varlık büyüklüğüne ulaşması beklenen İslami finans; yeni nesil bankacılık teknolojilerine sağladığı uyum, hızlı büyüyen genç Müslüman nüfus ve etik/ahlaki değerlere daha bağlı müşteri kitlesi ile sürdürülebilir bir kalkınma için ciddi potansiyel barındırmaktadır. Etik/Moral Finans ile de ciddi benzerlikler içeren İslami finans, bu sayede Müslüman olmayan topluluklar için de finansman modelleri sunabilmektedir. Ayrıca, İslami finansın bağış ve hibe usulüne dayalı finansman yöntemleri, özellikle finansmana ulaşmakta zorluk çeken ve yüksek borçlarla daha da sıkıntıya düşen düşük gelirli ülkelerin kalkınmasını sürdürülebilir hale getirebilir.

İslami finans ile SKA ajandasını aynı düzlemde bir araya getirebilmek için; kalkınma planlarını uygulayan kesimler arasında İslami finans farkındalığını artırmak, İslami finansın sunduğu finansman çözümlerini ortaya koymak ve gelişim alanlarının önündeki engelleri belirleyerek onları ortadan kaldırmak gerekmektedir. Bunun gerçekleşmesi için ilk olarak OECD- Kalkınma Yardımları Komitesi’nin (KYK) İslami finansı sadece inanç temelli ve dar çerçevede değerlendirmemesi; insani yönü ve sürdürülebilir kalkınma ile uyumuna odaklanarak İslami finansın yoğun kullanıldığı ülkelerle ortaklıklarını artırması gerekmektedir. Diğer taraftan İslami finansın yoğun kullanıldığı ülkelerde de ticari finansman ağırlıklı yöntemlerin yanında kalkınma odaklı uzmanlığın KYK ile ortak çalışılarak artırılması faydalı olacaktır. Bu ortaklığın uluslararası kalkınma örgütleri ile geliştirilerek sağlıklı bir şekilde hayata geçirilmesi, ülkelerin sosyo-politik durumlarını da gözeterek daha etkili sonuçların üretilmesine katkı sağlayacaktır.

İslami finansın SKA ile olan ilişkisinde önemli bir eksiklik ve geliştirme alanı da halihazırdaki finansmana ilişkin bilgi ve verilerin oldukça kısıtlı olmasıdır. Günümüzde kalkınma amaçlı kullanılan İslami finans araçları neticesinde elde edilen veriler çok büyük oranda İslami Kalkınma Bankası’nın işlemlerinden oluşsa da bu veri seti oldukça eksik kalmakta, örneğin özel sektörün bu noktadaki katkısını yansıtamamaktadır. Bununla birlikte özellikle Arap ülkelerinde çeşitli kalkınma fonları ve programları bulunmakla birlikte bu fonların ne ölçüde İslami finansman araçlarını kullandığına dair bir veri seti bulunmamaktadır. Bu noktada veri kalitesi ve şeffaflığını artırmak için 2019 yılında ilk versiyonu hayata geçirilen TOSSD projesi, istatistiki anlamda ciddi bir potansiyel vadetmekle birlikte İslami finansın sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yaptığı finansman katkısını daha sağlıklı bir şekilde ölçme noktasında ciddi bir gelişim alanı bulunmaktadır.

İslami Sosyal Finans

Günümüzde İslami finans araçları genellikle bankalar aracılığıyla kullandırılan murabaha, mudarabe benzeri ticari işlemler ile bilinse de başta zekât ve vakıflar olmak üzere sosyal adaleti sağlamak üzere faaliyet gösteren çeşitli İslami sosyal finans konseptleri bulunmaktadır. Daha önce bahsedildiği üzere farklı hesaplamalara göre değişiklik gösterse de bu iki konsept aracılığıyla toplamda yıllık 3-4 trilyon dolar mesabesinde fon toplanıldığı ve kullanıldığı tahmin edilmektedir. Çeşitli farklı nedenler neticesinde böylesine büyük bir sosyal finansman potansiyeli ile sürdürülebilir kalkınma amaçları verimli ve organize bir şekilde aynı platformda az bir araya gelmiştir. Ancak uygulamaya bakıldığında zekât ve vakıfların üstlendikleri birçok fonksiyonun SKA’ların önemli bir kısmıyla (SKA.1 – Yoksulluğa Son, SKA.2 – Açlığa Son, SKA.3 – Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam v.b) örtüştüğü görülmektedir.

  1. Zekât

İslam’ın beş şartından biri olan zekât, belirli refah kriterlerine sahip olan her Müslümanın kümülatif varlığının %2,5’i oranında vermekle yükümlü olduğu bağış miktarını ifade eder. Zekât toplama ve dağıtma uygulamaları ülkeden ülkeye farklılıklar göstermektedir. Müslümanların çoğunlukta olduğu bazı ülkeler bunu devlet sistemi içerisinde bir vergi olarak konumlandırırken genellikle bu ülkeler zekâtı kişisel yardım olarak konumlandırıp bu alanı kişinin tercihine ve sivil toplum kuruluşlarına bırakmıştır. Ayrıca zekâtın direkt olarak elden ihtiyaç sahibine verilmesi de oldukça yaygın bir uygulamadır. Dolayısıyla zekât niyetiyle gerçekleşen birçok işlemi günümüzdeki uygulamalar ile takip etmek ve büyüklüğünü doğru bir şekilde hesaplamak mümkün olmamaktadır.

Zekâtı devlet nezdinde organize toplayan ülkeler Malezya-PPZ örneğinde olduğu gibi genellikle bu fonu ülke içerisindeki ihtiyaçları karşılamakta kullanmaktadır. Ancak Endonezya-BAZNAS ve Birleşik Arap Emirlikleri örneklerinde görüldüğü üzere bu zekât fonlarında toplanan paralar insani yardım, mülteci destekleri, gıda ve temel ihtiyaç desteği gibi konular başta olmak üzere uluslararası projelerde kullanılabilmektedir. Uluslararası bazı kuruluşlar da son dönemde bu potansiyeli organize bir şekilde kullanabilmek adına bazı girişimler başlatmıştır. Örneğin, Birleşmiş Milletler bünyesinde 2019 yılında mültecilere ilişkin çalışmalarda kullanılmak üzere Mülteci Zekât Fonu kurulmuştur. IFRC ve Malezya Zekât Konseyi iş birliği ile Kenya’daki kuraklığa müdahale etmek için zekat fonu İslami finans enstrümanlarıyla devreye alınmış ve ülkedeki önemli bir kesime temiz su ve sürdürülebilir tarım imkanı sağlanmıştır. Örnekleri çoğaltmak mümkün olmakla birlikte yapılan birçok çalışma zekât ile toplanan potansiyelin tek başına dahi gelişmekte olan ülkelerdeki yoksulluğun bitirilmesinde çok ciddi rol oynayabileceğini ortaya koymaktadır.

Tüm bu gelişmelere rağmen organize manada zekât toplanarak bir fon oluşturulması noktasında bu işi en iyi yapan ülkeler dahi potansiyelinin oldukça altında kalmaktadır. Örneğin, Endonezya’da toplanan zekât miktarı GSYH’nin %0.025’ine karşılık gelirken toplam potansiyel %1,59 olarak hesaplanmaktadır. Bu potansiyelin sürdürülebilir kalkınma amaçları ile daha uyumlu çalışacak şekilde realize edilmesi atılacak bazı adımlarla mümkün olabilir. Bu noktada özellikle Müslüman ülkelerde sürdürülebilir kalkınma amaçlarının ne manaya geldiği ve hangi alanlarda kullanıldığı noktasında açık, şeffaf bir iletişim biçimi benimsenmesi önemli bir teşvik aracı olacaktır. Ayrıca Müslümanların bu fonlara daha güvenli bir şekilde zekatlarını verebilmesi için, fonların İslami gerekliliklere uygun şekillerde ve uyumlu alanlarda kullanılmasını sağlayacak hukuki ve finansal kurum/kuralların da tesis edilmesi önemlidir.

2. Vakıflar

Müslüman topluluklarda vakıflar ve vakıf malları uzun yıllar boyunca refahın adaletli bir şekilde dağıtılması için kullanılan, sosyal finansın önemli araçlarından olmuştur. Vakfedilen mallar özünde herhangi bir süreye bağlı olmadan bağışlandığı için genellikle düzenli ve öngörülebilir bir değer üretmektedir. Ancak vakıfların bu esnek olmayan yapısı, genellikle vakfeden tarafından belirli bir amaca yönelik verilmesi gibi nedenler vakıfların etki alanını kısıtlayabilmektedir.  Bu noktada vakıfları etki alanı yüksek ve sosyal getirisi güçlü olacak şekilde tesis etmek, verimliliği artırarak daha fazla yatırımcı ve bağışçının katkısını sağlayacaktır. İslami Kalkınma Bankası’nın bu doğrultuda kurmuş olduğu Yoksulluk Fonu, bu amaca hizmet eden vakıflar ile birlikte çalışarak İslam İş birliği Teşkilatına üye olan ülkelerden 10 Milyar Dolar’ın üzerinde fon taahhüdü almıştır. Bazı hükümetler ise buradaki varlıkları daha efektif kullanabilmek için vakıfları bakanlık düzeyinde takip etmektedir.

Tıpkı zekât fonlarında olduğu gibi, vakıflar ve vakıf malları da daha verimli bir kullanım yöntemiyle sürdürülebilir kalkınma amaçları ile daha uyumlu bir hale gelebilir. Özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yer alan bazı az gelişmiş ülkelere yapılacak olası sosyal etki yatırımlarında vakıflar ile iş birliği içerisinde İslami finans araçlarının kullanılması ciddi getiri potansiyeli taşımaktadır. Bu ülkelere sağlanacak finansmanların İslami finans prensipleriyle uyumlu olması halk arasındaki farkındalığı ve kabul oranını oldukça yükseltecektir. Diğer taraftan halihazırda SKA doğrultusunda yürürlükte olan uluslararası program ve projeleri vakıflar ile bağlantılı hale getirmek de bir sinerji yaratacaktır. Örneğin Birleşmiş Milletlerin insani ve kalkınma odaklı programlarının ilgili vakıfların hizmet alanlarına ve şartlarına uyumlu hale getirilmesi verimliliği oldukça artıracaktır.

Kira Sertifikaları ve Mikrofinans

  1. Kira Sertifikaları

İslami prensiplere uygun bir varlığa dayalı menkul kıymetler olan kira sertifikaları (sukuk), günümüzde ağırlıklı olarak müşterilere düzenli ve düşük riskli bir getiri üretme amaçlı kullanılsa da son yıllarda sosyal ve yeşil sukukların artan kullanımıyla sürdürülebilir kalkınma amaçlarına doğrudan sağladığı katkı artmıştır. Özellikle 2018-2019 döneminde Endonezya, Malezya gibi devletler yeşil ve sürdürülebilir sukuk ihraçları yapmış, son olarak yakın zamanda İslami Kalkınma Bankası iklim değişikliği ve yeşil projelerde kullanılmak üzere 1 Milyar Euro seviyesinde kira sertifikası ihracı gerçekleştirmiştir. Ağırlıklı olarak kira sertifikalarını SKA ile uyumlu hale getiren ihraçlar ağırlıklı olarak kamu ve kamu destekli kurumlar tarafından gerçekleşse de Bahreyn, Malezya gibi bazı ülkelerde özel finans kurumları ve bankalardan da bu yönde adım atan ve stratejilerinde SKA uyumluluğuna yer veren örnekler bulunmaktadır. Bu örnekleri artıracak teşviklerin verilmesi bankalar dışında da özel sektörün ilgisini güçlendirecek, varlık fonları ve emeklilik yatırım fonları ile kurulacak potansiyel iş birlikleri sayesinde İslami finansın SKA finansmanında kullanılma sıklığı artabilecektir.

Kira sertifikaları özü itibariyle varlığa dayalı olduğu için finansman aracı olduğundan ülkelerin borç oranlarını azaltma ve daha sürdürülebilir bir finansman yapısına ulaşma imkânı sağlamaktadır. Bu noktada kira sertifikalarının bilinirliğini sadece Müslüman ülkelerde değil, küresel olarak artırmak ve bu noktada İslami finans özelinde ilgisi olmayan kurumların yatırımına imkân sağlayacak proje ve yapılar oluşturmak verimliliği çok yükseltebilir. Örneğin 2016 yılında İslami Kalkınma Fonu’nun az gelişmiş ülkelerde sağlık, tarım, altyapı gibi alanlarda yatırım yapmayı hedeflediği Yaşam ve Geçim Fonu (Lives and Livelihoods Fund), sadece Müslüman ülkelerden değil birçok bölgesel ve uluslararası kurumlardan da destekler almıştır. Bu gibi uluslararası kurumların veya varlık fonlarının SKA doğrultusunda İslami finansı bir araç olarak kullanmalarını sağlayacak sistemler riskleri oldukça azaltacağı gibi başarılı sonuç alma ihtimalini de yükseltecektir. Örnek olarak Suudi Arabistan Varlık Fonu’nun bir bölümü sürdürülebilir kalkınma amaçları doğrultusunda bazı yatırımlar yapsa da potansiyel bu noktada çok daha yüksektir. Yine uluslararası kurumların İslami finansı kullanmasına bir örnek olarak, İslami Kalkınma Bankası’nın aracılık ettiği Dünya Bankası, Vaccine Alliance gibi kurumların da yer aldığı bir işlemde aşı programları, çocuk hastalıklarını önleme gibi konularda kullanılmak üzere farklı dönemlerde 750 Milyon Dolarlık kira sertifikası ihracı gerçekleştirilmiştir.

2. İslami Mikrofinans

Yapılan birçok çalışma finansal entegrasyondaki artışın sosyal kalkınma üzerinde doğrudan olumlu etkisinin olduğunu ortaya koymaktadır. Az gelişmiş Müslüman ülkelerinde yer alan kitlenin İslami finansal konsept içerisinde finansal sisteme erişim imkanlarının artırılması bu noktada yoksulluk oranının azalmasına katkı sağlayacaktır. Özellikle İslami mikrofinans yöntemleri sukuk ya da diğer geleneksel İslami finansman ürünlerinden farklı olarak, finansman talep edenle sağlayan arasında direkt bağlantıyla gerçekleşebildiği için söz konusu kitlenin doğrudan finansmana erişim oranını artıracaktır.

İslami mikrofinans alanı teorik olarak ciddi potansiyel vadetse de halihazırda bu yöntemle sunulan arz da oldukça kısıtlıdır. Özellikle kalkınma odaklı ve özel sektörün dahil olduğu uygulamalar oldukça az bulunmaktadır. Birleşmiş Milletlerin yoksullukla mücadele kapsamında Batı Şeria ve Gazze’ye sağlamış olduğu mikrofinansman ve teknik desteği içeren DEEP programı İslami mikrofinans uygulamaları açısından önemli bir örnektir. Bu noktada gelişen teknolojiyle özellikle mobil bazlı ve İslami finteklerin daha aktif katılımıyla ortaya çıkacak çözümler İslami mikrofinans hacminin hızlı büyümesini sağlayacaktır.

Sonuç

İslami finansman yöntemleri bugüne kadar Müslüman ülkeler ve OECD – Kalkınma Yardımları Komitesi üyeleri tarafından özellikle İslami sosyal finans çerçevesinde yeterince değerlendirilememiştir. Sürdürülebilir kalkınma amaçları ile birlikte düşünüldüğünde halihazırdaki finansman açığının kapanmasına katkı sağlayacak çok ciddi bir potansiyel bulunmaktadır. Bu noktada sürdürülebilir kalkınma amaçlarının İslami finansın prensipleriyle büyük oranda uyumlu olduğunu bağışçılara, yatırımcılara ve finansmanı kullanacak kitlelere anlatmak ve farkındalığı artırmak verimliliği oldukça yükseltecektir. Ayrıca Müslüman ülkeler ile Kalkınma Yardımları Komitesi arasındaki diyaloğun artırılması, ortak projeler geliştirilerek kaynak havuzlarında iş birliğine gidilmesi sürdürülebilir kalkınma amaçlarına daha hızlı bir şekilde ulaşılmasını sağlayacaktır. Bu konuda kamu tarafı da çeşitli programlar ve yasal düzenlemeler ile özel sektörün önündeki engelleri kaldırmalı ve teşvikler açıklamalıdır. İslami finansın sahip olduğu zekat, vakıflar, kira sertifikaları ve mikrofinansman gibi araçlar sürdürülebilir kalkınmanın sağlanabilmesi noktasında çok büyük bir potansiyele sahip olup; kapsayıcı katılımı sağlayacak çözümler geliştirmek, halk arasında bilinirliği artırmak ve veri kalitesini yükseltmek bu amaçların çok daha kısa sürede hayata geçmesine destek olacaktır.

Mustafa Berk Erdal

*OECD (2020), “How Islamic finance contributes to achieving the Sustainable Development Goals”, OECD Development Policy Papers, No. 30, OECD Publishing, Paris, https://doi.org/10.1787/ac1480ca-en.

*Bu çalışmada 2020 yılında OECD tarafından yayınlanan makalenin özeti yapılmıştır.

Muhteşem dergimize abone olun! Sizi güncellemelerden haberdar edeceğiz.
Dergimize abone olun!