Hayırseverlik ve Filantropi

HAYIRSEVERLİK ve FİLANTROPİ

Hangi kuvvetlerin etkisiyle sahip olduklarımızı başkalarına vermekteyiz? Benim dediklerimizi, niçin başkasına hak görmekte ve niçin karşılıksız paylaşmaktayız? Paylaştıkça çoğalacağından, hep iyilerle karşılaşacağımızdan ve yarın olunca hayır olacağından nasıl emin olabiliriz?

İyiliği aramakta ve iyilik kurumları kurmaktayız. Farklı gerekçelerle ve farklı biçimlerde, servetimizi, zamanımızı yahut becerilerimizi karşılılık beklemeksizin paylaşmaktayız. Hayırseverlik olarak tanımladığımız tüm bu bağışlar, hem sorumluluk ahlakının hem de harekete geçmemiz gerektiği düşüncesinin meyveleri. Peki ya söz konu bağışları karşılaştığımız sorunlara kalıcı çözümler getirecek şekilde, amacı, yöntemi ve süreçleri belirli biçimde, bugün çoğunlukla profesyonel kelimesiyle nitelendirdiğimiz meslek adamları aracılığı ile nasıl gerçekleştirebilir/yönetebiliriz?

Bu belge hayırseverlik ve filantropi kavramlarını konu edinmektedir. Bu iki kavramın hem Türk toplumunda hem de ilgili yazında nasıl tanımlandığı, çoğu zaman aynı anlamda kullanılan bu iki kavramın içinde var oldukları toplumların kendilerine has hikayeleri nedeniyle nasıl farklılaştığı ve bu kavramların içerdikleri nüanslar ile birbirlerini nasıl zenginleştirebilecekleri metnin çerçevesini oluşturmuştur.

Yardım mı, yoksa filantropi mi?

Hayırseverlik kavramının temelinde “vermek” (giving) yer almaktadır. Bireylerin servetlerini, zamanlarını ve sahip oldukları yetkinlikleri, karşılık beklemeksizin vermeleri hayırseverliğin en genel tanımıdır. Türkçede hayırseverlik, yardımseverlik, iyilikseverlik çoğu kez aynı anlamda kullanılmaktadır. Söz konusu kavramlar bir yandan insan doğasının iyiliğe bakan yanını, bir yandan verme eyleminin devamlılığını ve hem kişilerin hem de kurumların bir araya gelerek oluşturdukları ve kurumsallaştırdıkları toplumsal edinimleri ifade etmektedir. Etimolojik olarak hayır kelimesi iyi/iyilik anlamındadır. Söz konusu iyilik maddi ve manevi olabilir. Hayır maddi anlamda refah ve zenginliği, manevi olarak da her türlü iyiliği ifade etmektedir. Öyle ki Türk toplumunun iyiliği anlama ve iyilik yapma pratiklerinde oldukça belirleyici olan İslam geleneğinde hayır, var olmayı, iyi davranışı, kötülüğün karşısındaki her şeyi ve hatta vahyi nitelendirmek üzere kullanılmıştır. Geniş kullanım alanı ve çağrışım zenginliği gözetildiğinde hem hayır kelimesine, hem de hayırseverliğe bir sınır çizmenin oldukça zor olacağı görülmektedir[1].

Filantropi ise İngilizce philanthropy kelimesinin Türkçeye aktarılmış halidir. Ancak, bu iki kavram var oldukları toplumların verme davranışlarının toplumsal kökleri ve verme faaliyetlerinin tarihsel olarak kurumsallaşması süreçlerini yansıtmaları nedeniyle, farklı iki kavram olarak ele alınabilir.

Yunanca anthropos- (insan) ve phil- (sevgi) köklerinin bir araya gelmesiyle oluşan filantropi insan sevgisi anlamına gelir. Her ne kadar filantropi kelimesinin ilk defa yazılı olarak Yunan mitolojisinde, insan sevgisi ile Prometheus’un Zeus’dan ateşi çalması ve insanlığa ateş ve iyimserliği vermesi anlatısında milattan önce 5. yüzyılda yer bulduğu bilinse de, kelime modern anlamını 1600’lü yıllarda Bacon ile bulmuştur. Bacon, kavramı insan mutluluğunu artıran iyilik olarak tanımlamıştır. 19. ve 20. yüzyılda ise özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde profesyonelleşmiş hayır faaliyetlerini nitelendirmek için kullanılmıştır.

Filantropi’nin bugünkü anlamın nasıl filantropi olduğunu anlamak için, öncelikle daha çok dini bağışları ifade etmek üzere kullanılan charitykelimesini ele almak gerekmektedir. Charity, Latince charitas sözcüğüne dayanmakta ve filantropiye benzer şekilde sevgi kavramını merkeze almakta, ancak daha çok Hristiyanlık bağlamında anlaşılmaktadır. Söz konusu kullanım alanı gözetilerek yardım/yardım kuruluşu olarak Türkçeye çevirebileceğimiz charity, Anglo-Sakson dünyada 19. ve 20. yüzyıla kadar hayır faaliyetlerini nitelendirmek için kullanılmıştır. Ancak 19. yüzyılla birlikte, özellikle ABD’de, hem biriken servetlerin hayırseverlik bağlamında belirli bir amaç doğrultusunda, etkin bir biçimde, profesyonellerce yönetilmesi gerektiği düşüncesi, hem de bağışların dini gerekçeler/kurumlar haricinde kurumsallaşma becerisi kazanması, hayırseverliğin yeniden tanımlanmasına ve charity kavramının yerine filantropi kavramının kullanılmasına neden olmuştur. Böylelikle charity hem profesyonel olmayan, hem de daha çok kişilerin o anki sıkıntılarını geçici de olsa ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetleri nitelemek için, filantropi ise problemlerin kök nedenlerini çözmeyi amaçlayan, bu nedenle de uzun süreli, stratejik ve profesyonellerce yönetilen hayırseverlik faaliyetlerini tanımlamak için kullanılmıştır. Böylece filantropi, özellikle ABD özelinde, “insan yaşamının kalitesini ve toplumun refahını artırmak için bireyler ya da kurumlarca gerçekleştirilen faaliyetler” tanımına kavuşmuştur.

Filantropi ile Gelen Anlam Genişlemesi

Filantropinin doğrudan insan yaşamının kalitesini ve toplumun refahını artırmayı amaç edinmesi, hayırseverlik faaliyetlerinin sosyal etkiyi merkeze alarak kapsamını genişlemesini doğurmuştur. Böylece kültür, sanat ve bilimsel araştırmaların fonlanması hayırseverliğin temel alanlarına dahil olmuş ve yoksulluğa ek olarak, sosyal adalet çerçevesinde insanlığın bugün sahip olduğu birikimden göreli olarak mahrum kalmayı ifade eden göreli yoksunluk, hayırseverlerin merkezine yerleşmiştir:

“Filantropi charity’den daha geniş bir alanı ifade etmektedir. Yoksulların problemleri filantropinin tek sorunu değildir – ve hatta temel sorunu da değildir. Geniş anlamda filantropinin amacı insan yaşamının kalitesini artırmaktır. Bireysel anlamda filantropolistin temel motivasyonu ne olursa olsun, filantropinin öz amacı; insanlığın refahını, mutluluğunu ve kültürünü artırmaktır.”[2]

Böylece bir sanat sergisine sponsor olmak, kütüphane açmak ya da bir antropoloji araştırmasına yahut ilaç geliştirme faaliyetlerine fon sağlamak hayırseverlik başlığı altında değerlendirilmektedir. Bilimsel faaliyetlere bağış yapmayı ifade eden bilim filantropisi (science philanthropy) fonlarının,ABD üniversitelerinde gerçekleştirilen araştırma bütçelerinin yaklaşık %30’unu finanse ettiği tahmin edilmektedir[3]. Ayrıca oldukça dikkat çekici olan bir diğer husus söz konusu anlam genişlemesinin hayır kurumlarında görev almak üzere profesyoneller yetiştirilmesini de beraberinde getirmesidir. Bugün ABD’de 100 yaşını aşmış olan ve hayır kurumlarında çalışacak profesyonelleri yetiştirmek üzere eğitim veren filantropi fakülteleri, hayırseverlik faaliyetlerinin algılanış biçimini yansıtması açısından oldukça anlamlıdır.

Tüm bu tartışmalar bizi şu sonuçlara ulaştırmaktadır:

  • Hayırseverlik sahip olduklarımızı karşılık beklemeksizin paylaşmayı ifade etmektedir.
  • Bağışlarımız; zaman, yetkinliklerimiz ve servetimizdir (time, talent, treasure).
  • Hem servetin birikmesi, hem de toplumsal problemlere olan duyarlılığımızın artması, hayır faaliyetlerine konu olan her türlü bağışın (zaman, yetkinlik ve servetin) en etkin biçimde ve kalıcı çözümler üretecek şekilde yönetilmesi düşüncesini doğurmuştur.
  • Toplumsal problemlerin kök nedenlere inerek çözülmesi gerektiği düşüncesi Batılı toplumlarda zamanla hayırseverliğin daha fazla faaliyet alanını içermesini, toplumsal refahı artıracak her türlü faaliyeti kapsamasını beraberinde getirmiştir.
  • Hayır kurumları olabildiğince mesleği hayır kurumu çalışanı olmak olan meslek adamlarını bünyelerine dahil edebilmeli, bunun için de üniversiteler bu alanın profesyonellerini yetiştirmelidir.

Hayırseverlik mi filantropi mi?

Türkçe literatürde hayırseverlik baskın bir şekilde yer almakla birlikte, zaman zaman filantropi kelimesinin özellikle kültürle ilgili hayırseverlik işlerini ve toplumun temel problemlerine kalıcı çözümler sunmayı amaçlayan stratejik bağışları nitelendirmek üzere kullanıldığı görülmektedir. TÜSEV’in Batılı anlamda filantropi/charity farkını vurgulamak üzere stratejik bağışçılık kavramını tercih etmesi bu çerçevede dikkat çekicidir[4].

Öte yandan özellikle ABD de kullanılan charity ve philanthropy karşıtlığının yardımseverlik yazınında genel kabul gördüğünü söylemek zorlama bir yaklaşım olacaktır[5]. Bu nedenle charity/philanthropy karşıtlığı üzerinden yeni bir yardımseverlik/hayırseverlik zıtlığı oluşturmak anlamlı değildir. Öte yandan hem Türk hem de Batılı araştırmacılar için her zaman ilham kaynağı olan vakıf geleneği ve geçmişten bugüne var olan iyilik kurumları, dini gerekçelere dayansın dayanmasın hayırseverliğin Batılı anlamda charity kavramından farklılaştığını göstermektedir. Ayrıca vakıfların Türk toplumunun sivil yaşantısında geçmişten bugüne ifade ettiği anlam, profesyonel vakıf yöneticiliği uygulamaları (tevliyet – mütevelli), Türk hayırseverliğinin hem charity hem de philanthropy kavramından farklı karakteristiğini ortaya koymaktadır. Türk hayırseverliğinin ABD filantropisi ile aynı serüveni izlediği ve bugünün “filantropi” kuruluşlarının hayır işlerinin yapıldığı ana kuruluşlar olan vakıflardan tarihsel olarak daha stratejik ya da profesyonel bir şekilde faaliyet gösterdiği kabulü, acelecilik olacaktır. Fakat bugünkü hayırseverlik anlayışımız Batılı filantropi kavramı ile karşılaştırıldığında ise, özellikle bilimsel araştırma ve kültüre ulaşma imkanlarını güçlendirecek şekilde bir anlam gelişmesine ihtiyaç olduğu değerlendirmesini yapmak mümkündür.

Türk toplumunda hayırseverlik kavramının charity/philanthropy farklılaşmasına hapsedilemeyecek nitelikte olduğu, bu çerçevede yapılan hayır işleri için hayırseverlik yerine filantropi kelimesinin kullanılmasının pratikte hayır işlerini daha profesyonel yahut stratejik yapmayacağı açıktır. Tüm toplumlarda geleneksel olarak yaygın dini inanış çerçevesinde şekillenen verme faaliyetlerinin, din dışı alanda profesyonelleşen niteliğine vurgu yapmak üzere kullanılan filantropi kelimesini kullanmak yerine, bugün Türk toplumunun tüm kesimlerince kullanılan ve Türk verme kültürünün tarihsel kökleri ile güçlü bir köprü olma kabiliyetini kendisinde barındıran hayırseverlik kavramını yeniden düşünmek kafi olacaktır.

Bugün yapmamız gereken bu belgenin başında da kimileri yer alan şu “büyük sorulara” cevap aramaktır: Hangi kuvvetlerin etkisiyle sahip olduklarımızı başkalarına vermekteyiz? Benim dediklerimizi, niçin başkasına hak görmekte ve niçin karşılıksız paylaşmaktayız? Vermek bir ihsan mı, yoksa bir sorumluluğun ifası mı? Hayır kurumlarını yönetecek profesyonelleri nasıl yetiştirebiliriz? Türk hayırseverliğinin tarihsel tecrübesinden bugün payımıza düşen ne? Hayır kurumları için beşeri sermaye ve sürdürülebilir finansal kaynakları hangi mekanizmalarla oluşturabiliriz? Hayır kurumları ne tür tüzel kişilikler altında stratejik bir şekilde örgütlenebilir ve hem kendi içlerinde dirlikli organizasyonlar, hem de toplumun dirliğini güçlendiren yapılar olabilirler? Kamunun sosyal problemlere çözüm üretmek noktasında toplumumuzda aktif olması, hayır kurumlarının faaliyetlerini nasıl etkilemektedir? Kamu gücü ve sivil toplum sosyal problemleri çözmek ve bilimsel, kültürel çabaları desteklemek konusunda nasıl dayanışmalı, nerede ayrışmalıdır? Hayırseverliği nasıl iş edineceğiz? “İş”imizi nasıl yaparsak, uzun ömürlü, stratejik ve meslek adamlarınca işinin hakkını veren, güçlü, dirlikli organizasyonlar kurabiliriz?


[1] İslam Ansiklopedisi, Hayır Maddesi.

[2] R. H. Bremner, (1988). American Philanthropy. The Chicago History of American Civilization.

[3] Murray, Fiona E., Evaluating the Role of Science Philanthropy in American Research Universities (June 2012). NBER Working Paper No. w18146

[4] https://degisimicinbagis.org/filantropi-nedir/

[5] Singer, A. (2012). İyilik Yap Denize At, Müslüman Toplumlarda Hayırseverlik

Leave a Comment

Muhteşem dergimize abone olun! Sizi güncellemelerden haberdar edeceğiz.
Dergimize abone olun!